Artık iltifâtlarım utandıramayacak
Şimdi şiirlerime dudak büken yüzünü
Gerisin geri tökez gidip duran ayacık
Çok eskiden beridir döndüremez düzünü
Sonrasını sorma, on asırlık yurdum orman
Şiirlerime kucak açan kâğıtlar ondan
En huzursuz saatlerimi nakşediyorum;
Sen nerede, ne hâlde cilveleşirken onlan
Bir heves yutkunurum, ertelenmiş sonsuza...
Dikip gözlerimi, tâ uzaklardan izlerim
Anlamaz ki Kayseri, bu dil ona yabancı
Bir heves yutkunurum, ertelenmiş sonsuza...
Belki Erciyes’im eteklerini savurur
Günâhlar doğurttuğun günleri örtmek için
Yamula taşar, hırçın Kızılırmak’sa vurur
Küstâh iniltinin yankısını kesmek için
Resmedişi kızgın çöl kumlarını rüzgârın;
Birkaç barkan ve kumullarından ibârettir
Miskinim bir çöl kadar, hem kavrulmuş cüzzâmlı
Hastalık sen ve sensizliğe itibâr etti
İntizârım etli kemikte, kanlı bir canken;
Verme kendini, yalnız rüyâlarıma park et
Şiir aklı kandırıp hakkı gizleyen parke
Sevincimi kör ettim galiba kaş yaparken
Temmuzoğlu