Sayfalar

11 Aralık 2013 Çarşamba

Bir Şiirden Fazlası

Öyle, ölümden fazlasını gördüm

Can pazârı gönlüm, önünden şöyle

Bir bakıp geçmiştin, nedendi söyle?

Öyle, ölümden fazlasına kördün!

 

Azla sına, tav etme fazlasına

Bendeki senin, senden fazlası var

Onçün ümîdim, genç yaşım, dik başım,

Ölüm dirim savaşım fazla sana!

 

Öyle, ölümden fazlasını gördüm

Kader, ağlarını sinsice ördü

Serfiçe öksüz, benim bağrımda taş...

Böyle, ölümden fazlasına muhtâç!

 

Ölümden fazlasıdır ihtiyâcım

Ki ölümlerden ölüm, kesmez artık

Gözündeki en sönük ihtimâlim

Ki ölümden de öte, ihtirâsım

 

Temmuzoğlu

Aralık 2013, Rumeli Hisarüstü

27 Kasım 2013 Çarşamba

Ölemem mi

Su asla hâin olamaz, hele ki denizler

Yutkunamadıklarım sallanıyor genizde

Bir kulaç mesâfesi; Asya'nın hazînesi

Fakat seni düşündükçe Marmara’m genişler

 

En işlek caddesinde bile yalnızım şehrin

Oysa senin atmosferinde çocukça şendim

Kayseri’m, bozkırlarında ay serin ve tolu

Buğulu göz bebeklerim hasretinle dolu

 

Kasvetli inlemeler yayılırken cesetten

Ben hâlâ yaşıyorum; buna rağmen pes etmem

Kendini tasfiye etmiş âdeta beş eklem:

Konuşamam sonu yok, uyuyorum boyuna...

 

Huyuna yâr, suyuna; doyamam ki doyamam

Dolanayım boynuna; saramam ki saramam

Sen orda yâr, ben burda; kalamam ki kalamam

Ayrılığın sonu var; ölemem mi, ölürüm!

 

Temmuzoğlu

27 Kasım 2013, Rumeli Hisarüstü

2 Eylül 2013 Pazartesi

Koçak Ayıbı

Beni sana anlatacak ebâbiller uçtu

Beynimdeki azgın fillerin kalbinde kuşku

Kimdi suçlu, hangimize sâhip oldu uçkur?

Şimdi yarıya inmiş eteklerin tutuştu

 

Petekleri balsız kalmazmış ece arının

Tabancama nişanlanıp bir gece arının

Biliyorum, bu yaptığım bir koçak ayıbı

Yine de üzüntü cinsinden kaça kayıbın?

 

Açadurun, cehennem ateşinde gusl içün

Körükleyeceğim yudum yudumla votka, cin

Şimdilik oynaşın, koyun koyuna koklaşın

Unutamazsınız yaşatacağım şokları

 

Yok kadın, yok para, yok huzûrum, yok sigara

Hiçbir şey, hiçbir şeyin değilse; yak sigara!

Külleriyle savrulsun, ne varsa eksik olan

Zaten tadımız kaçmış; tuzlu süt, ekşi kola…

 

Temmuzoğlu

2 Eylül 2013, Erciyes

1 Mart 2013 Cuma

Dipdiri

Bu şehir, anlamını yitiriyor gitgide

Yaşıyorum aylardır yalnızlıkla dip dibe

Yanlışlıkla dipdiri yaşıyorum, ne yazık!

Bir sana, bir sona ayaklarım gidipduru...

 

Düstûru bir betonarme duvar kâidesi

Umrumda mıdır üslûp, isterse lâkayt desin

Birdenbire kuşluk vakti peydâ oluverir;

Gün geceden, sense benden alâkayı kesip

 

Ansızın, apansızın saplansın tam kalbine;

Bir sancı ki gerilmiş bir ok misâli yaydan

Ölüm seansları rastlıyor tan saatine

Güneş ne ki ilhâm alırken risâlem Ay’dan

 

Müsâaden varsa Tañrı’dan icâzet almam

Aklıma sen karışmışken geç düşer jetonlar

Zar düşeş hiç oynamaz, sergüzeştim boş namâz;

Şansı ağyâr bencileyin meczûp er geç anlar

 

Gergedanlar av olur çift başlı kartallara;

Biri kalkar göğe, biri tüner sarkan dala

Bozkır yasasında bir ritüel seni anmak

Ben bir aç kurt, sen yalancı çoban; arkan davar

 

Yaşanacak nice bahtiyârlık varken daha

Nazlı ölüm kızı, sonum hazır; sar kundağa

Türlü efsaneler çağlayan şu Bartın Çayı

Sanki yalnız martı anlatır, şubatım kayıp...

 

Şûh atım, şakrak kişnemelerle haşmet saçar

Lütûf sana, küfür bana; utku, hizmet sana...

Baş koyduğum ülküm, dilimden düşmeyen türkü:

Mümkünse (!) Bozkurt pençesine düşme, yen Türk'ü!

 

Müşkülpesent bir şâire mazoşizm sanat

Bağrını parçalarken inci dişli asena

Gençliğimin bahârında solmuşum, ah sen ah!

Döndür devrânı, kurban olam döndür Rabbenâ!

 

Temmuzoğlu

1 Mart 2013, 19.47, Rumeli Hisarüstü

27 Şubat 2013 Çarşamba

İntizâr

Artık iltifâtlarım utandıramayacak

Şimdi şiirlerime dudak büken yüzünü

Gerisin geri tökez gidip duran ayacık

Çok eskiden beridir döndüremez düzünü

 

Sonrasını sorma, on asırlık yurdum orman

Şiirlerime kucak açan kâğıtlar ondan

En huzursuz saatlerimi nakşediyorum;

Sen nerede, ne hâlde cilveleşirken onlan

 

Bir heves yutkunurum, ertelenmiş sonsuza...

Dikip gözlerimi, tâ uzaklardan izlerim

Anlamaz ki Kayseri, bu dil ona yabancı

Bir heves yutkunurum, ertelenmiş sonsuza...

 

Belki Erciyes’im eteklerini savurur

Günâhlar doğurttuğun günleri örtmek için

Yamula taşar, hırçın Kızılırmak’sa vurur

Küstâh iniltinin yankısını kesmek için

 

Resmedişi kızgın çöl kumlarını rüzgârın;

Birkaç barkan ve kumullarından ibârettir

Miskinim bir çöl kadar, hem kavrulmuş cüzzâmlı

Hastalık sen ve sensizliğe itibâr etti

 

İntizârım etli kemikte, kanlı bir canken;

Verme kendini, yalnız rüyâlarıma park et

Şiir aklı kandırıp hakkı gizleyen parke

Sevincimi kör ettim galiba kaş yaparken

 

Temmuzoğlu

2013, Rumeli Hisarüstü