Sayfalar

13 Nisan 2025 Pazar

Öksürük

Bir haziran sabahı

Anamın feryadıyla uyandım:

“Biz şimdi ne yapacağız?”

Ağlamak gerekir diye ben de

Oturdum ağladım

Bekledim ki biri gelip görsün ağladığımı

Babam ölmüş ve ben ağladım

Ölüm neydi?

Ne demekti bu sonsuzluğa göç?

Bilemeyince ağlardım hep

Ölenin arkasından gözyaşı dökmek

Hep duyduğum, şimdi de hatırladığım bir ritüeldi bu

Ama bilmezdim, ölmek ne demek?

 

Aylardır hastanedeydi

Durumu vahimmiş

Bense 11’inde avare

Ölüm nedir bihaber…

 

Hastaneler soğuk ve ruhsuz

Mutat ziyaretler ama

Kendimden bahsederdim hep

Çocuk aklı işte, karne almışım

O ise bitkin

Ama bir tek bana suskun değil

Benimle konuşkan

Mecali yettiğince

Ağzı daima kuru ve

Küçücük yatakta daha da küçük bir adam

Yekpare yürek

İçinde ben, bilirim

11’inde yetimlik

Farkında değilim.

 

Karnemi yanı başındaki duvara astırdı

Özenle astırdı

Bir gözü daima orada, bilirim

Öğretmenim geldi, benden duyup

Benden önce o ağladı

Bense avare, çocukluk işte

Bir süre sonra taburcu olacağını düşünürdüm hep

Durumu aslında felaket arifesindeymiş

O yüzden her gün ziyaret…

Ama bitkin, günden güne küçülen o koca adam.

 

Elini omzuma attığında put kesilirdim ben

Sakın çekmesin diye hiç kımıldamadan

Çekmezdi o da…

İki avare, baba oğul, buradan belli

Kalıtımsal bir mevzu

Dişçi arkadaşı da söyledi

Mustafa amcam

Hazin bir tebessüm ağzının kenarında

“Dişlerinde sorun yok evlat

Ama sigarayı bırak”

“Kalıtımsal, anla işte”

“Baban da içerdi, rahmetli…”

Çakmağımı çaktım, avarelik bu ya…

Kalıtımsal bir mevzu dedik ya!

Uzaklara bakarak içime çektim.

Sonrası… Sonrası öksürük.

 

Haziranın ölümü, temmuz yazının oğlu,

Maçalı

13 Nisan 2025, sabah 03.06, Üsküdar