Bir haziran sabahı
Anamın feryadıyla uyandım:
“Biz şimdi ne yapacağız?”
Ağlamak gerekir diye ben de
Oturdum ağladım
Bekledim ki biri gelip görsün ağladığımı
Babam ölmüş ve ben ağladım
Ölüm neydi?
Ne demekti bu sonsuzluğa göç?
Bilemeyince ağlardım hep
Ölenin arkasından gözyaşı dökmek
Hep duyduğum, şimdi de hatırladığım bir ritüeldi bu
Ama bilmezdim, ölmek ne demek?
Aylardır hastanedeydi
Durumu vahimmiş
Bense 11’inde avare
Ölüm nedir bihaber…
Hastaneler soğuk ve ruhsuz
Mutat ziyaretler ama
Kendimden bahsederdim hep
Çocuk aklı işte, karne almışım
O ise bitkin
Ama bir tek bana suskun değil
Benimle konuşkan
Mecali yettiğince
Ağzı daima kuru ve
Küçücük yatakta daha da küçük bir adam
Yekpare yürek
İçinde ben, bilirim
11’inde yetimlik
Farkında değilim.
Karnemi yanı başındaki duvara astırdı
Özenle astırdı
Bir gözü daima orada, bilirim
Öğretmenim geldi, benden duyup
Benden önce o ağladı
Bense avare, çocukluk işte
Bir süre sonra taburcu olacağını düşünürdüm hep
Durumu aslında felaket arifesindeymiş
O yüzden her gün ziyaret…
Ama bitkin, günden güne küçülen o koca adam.
Elini omzuma attığında put kesilirdim ben
Sakın çekmesin diye hiç kımıldamadan
Çekmezdi o da…
İki avare, baba oğul, buradan belli
Kalıtımsal bir mevzu
Dişçi arkadaşı da söyledi
Mustafa amcam
Hazin bir tebessüm ağzının kenarında
“Dişlerinde sorun yok evlat
Ama sigarayı bırak”
“Kalıtımsal, anla işte”
“Baban da içerdi, rahmetli…”
Çakmağımı çaktım, avarelik bu ya…
Kalıtımsal bir mevzu dedik ya!
Uzaklara bakarak içime çektim.
Sonrası… Sonrası öksürük.
Haziranın ölümü, temmuz yazının oğlu,
Maçalı
13 Nisan 2025, sabah
03.06, Üsküdar
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder