Sayfalar

Öksürük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öksürük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2026 Pazar

Öksürük II

Biz seni öksürüğünden tanırdık

Geldiğini öyle belli ederdin

Artık benim öksürüğüm tanınıyor

Anam sofraya bir tabak daha koyardı

Karım şimdi çorbayı ısıtıyor

 

Daha sokağa girişinden anlardım

Broadway’in hırıltılı viraj alışı

Araban da senin gibi öksürürdü

Buralarda gürültü çok, arabamsa yok

Benim gelişim halk otobüsünün freni

Sonrasında bir telefon sesi:

Marketten ne alınacak? Geldim.

“Bana bir şey lazım değil,

Sen istediğini al.”

Dört bira, bir paket sigara, somun ekmek

Dünden kalan çorbanın altı yakılsın

 

Sabahları bir bardak çay, tek şeker

Peynire birkaç zeytin eşlik eder

Yarım bırakıp sessizce süzülürdün kapıdan

Parmaklarının arasında kısa Maltepe

Türk tütünü deyip de zehrederdin

Broadway’in motoru ısınsın diye beklerdin

Bense renkli rüyalardan yeni uyanmış

Gözleri mahmur, saçları jöleli

İnerdim arkandan, omzumda çanta

Bilmezdim kabusları siyah beyaz

Memleketimin sabahları ayaz mı ayaz

Senin sırtında palto, benimse gocuk

Ön koltuğa oturamaz hiçbir çocuk

 

Birinci dönem bitmiş, karne günü

Bir ritüeldi seninle o gün

Servisçi Yakup almazdı beni

Bilirdi çünkü İsmail abisi götürecek

Karnemde pekiyi, “Aferin paşam”

“Bizim dondurmacıya gidelim mi akşam?”

 

Gözlerimde daima seni canlandırdım

Hatırladığım kadarıyla sen oldum

Sen öldün; ben, ben oldum

Aklıma yatmadı, yoruldum

 

Öksürüğünden tanırdık seni

Merdivenlerden çıkarken bastırırdı

Anam sofrayı kurar beklerdi

Kapı ziline içten içe oynardık

 

Şimdi sessiz sokağımız, Broadway’i de sattılar

Beş kuruş için gönlümüzü yıktılar

Karne günü artık yok, dört diploma aldım

Kalabalıkta bir başına yapayalnız kaldım

Temmuzoğlu

21 Haziran 2026, 02.44, Üsküdar

13 Nisan 2025 Pazar

Öksürük

Bir haziran sabahı

Anamın feryadıyla uyandım:

“Biz şimdi ne yapacağız?”

Ağlamak gerekir diye ben de

Oturdum ağladım

Bekledim ki biri gelip görsün ağladığımı

Babam ölmüş ve ben ağladım

Ölüm neydi?

Ne demekti bu sonsuzluğa göç?

Bilemeyince ağlardım hep

Ölenin arkasından gözyaşı dökmek

Hep duyduğum, şimdi de hatırladığım bir ritüeldi bu

Ama bilmezdim, ölmek ne demek?

 

Aylardır hastanedeydi

Durumu vahimmiş

Bense 11’inde avare

Ölüm nedir bihaber…

 

Hastaneler soğuk ve ruhsuz

Mutat ziyaretler ama

Kendimden bahsederdim hep

Çocuk aklı işte, karne almışım

O ise bitkin

Ama bir tek bana suskun değil

Benimle konuşkan

Mecali yettiğince

Ağzı daima kuru ve

Küçücük yatakta daha da küçük bir adam

Yekpare yürek

İçinde ben, bilirim

11’inde yetimlik

Farkında değilim.

 

Karnemi yanı başındaki duvara astırdı

Özenle astırdı

Bir gözü daima orada, bilirim

Öğretmenim geldi, benden duyup

Benden önce o ağladı

Bense avare, çocukluk işte

Bir süre sonra taburcu olacağını düşünürdüm hep

Durumu aslında felaket arifesindeymiş

O yüzden her gün ziyaret…

Ama bitkin, günden güne küçülen o koca adam.

 

Elini omzuma attığında put kesilirdim ben

Sakın çekmesin diye hiç kımıldamadan

Çekmezdi o da…

İki avare, baba oğul, buradan belli

Kalıtımsal bir mevzu

Dişçi arkadaşı da söyledi

Mustafa amcam

Hazin bir tebessüm ağzının kenarında

“Dişlerinde sorun yok evlat

Ama sigarayı bırak”

“Kalıtımsal, anla işte”

“Baban da içerdi, rahmetli…”

Çakmağımı çaktım, avarelik bu ya…

Kalıtımsal bir mevzu dedik ya!

Uzaklara bakarak içime çektim.

Sonrası… Sonrası öksürük.

 

Haziranın ölümü, temmuz yazının oğlu,

Maçalı

13 Nisan 2025, sabah 03.06, Üsküdar