Sayfalar

Kayseri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kayseri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2026 Cumartesi

Bozkır

Senin kokun tütüyor buram buram

Telâfî edemiyor param pulum

Zaten üç kuruşa beş paralıktır

Ekmeğin ticâreti zarar ziyan

 

Oysa bozkır zararımı karşılar

Kâr etmem belki ama çarşım pazar

Emirgan’dan Hunat’a arşınlamak

Güzeller güzeli hep karşımdadır

 

Havası gül, suyu hür, toprağı kül

Atı yılkı, çatısı bembeyaz düş

Bozkırlarında ay serin, ben senin

Sen de benim düşlerimde her yazın

 

Bozkırı sekiz cennettir sevene

Bilmeyen ne bilesi kim geveler

Bir haftacık yeter mi hiç senede

Toplasan bir ömür etmez gene de

 

Elim kolum bağlı, canım, gelemem…

 

Temmuzoğlu

18 Temmuz 2026, 01.42, Üsküdar

27 Haziran 2026 Cumartesi

Savrula Savrula

Yaşamak sabır işi, ben çatladım

Bağrımda taş ama yine şakradım

Belki de teslîmiyet marşıdır bu

Esir rûhun vuslatı arşa doğru

 

Başka türlü olsun isterdim elbet

Yaşamak; öğürüp kusmak istenci

Hiç var olmamış olmayı dilerdim

Şeytana borçlu, Tanrı’ya dilenci

 

Babam bilirdi, ne varsa sorduğum

Ondan sonra basîretim kördüğüm

Öldüğümü duyanlar alkışlasın

Duyduğunu inkâra kalkışmasın

 

Şarkışla’nın soğuğundan sakınan

Pınarbaşı’nda kavrula kavrula

Bir ses duyulur şu koca Seki’den

Bağrıma bir taş, savrula savrula

 

Anam ağlayacak inkâr etmeden

Gözlüğünü kırdım, yine de görür

Çünkü Münker Nekîr sual edende

Gönlünü kırmadım, bundan ötürü

 

Temmuzoğlu

27 Haziran 2026, 02.00, Üsküdar

21 Haziran 2026 Pazar

Öksürük II

Biz seni öksürüğünden tanırdık

Geldiğini öyle belli ederdin

Artık benim öksürüğüm tanınıyor

Anam sofraya bir tabak daha koyardı

Karım şimdi çorbayı ısıtıyor

 

Daha sokağa girişinden anlardım

Broadway’in hırıltılı viraj alışı

Araban da senin gibi öksürürdü

Buralarda gürültü çok, arabamsa yok

Benim gelişim halk otobüsünün freni

Sonrasında bir telefon sesi:

Marketten ne alınacak? Geldim.

“Bana bir şey lazım değil,

Sen istediğini al.”

Dört bira, bir paket sigara, somun ekmek

Dünden kalan çorbanın altı yakılsın

 

Sabahları bir bardak çay, tek şeker

Peynire birkaç zeytin eşlik eder

Yarım bırakıp sessizce süzülürdün kapıdan

Parmaklarının arasında kısa Maltepe

Türk tütünü deyip de zehrederdin

Broadway’in motoru ısınsın diye beklerdin

Bense renkli rüyalardan yeni uyanmış

Gözleri mahmur, saçları jöleli

İnerdim arkandan, omzumda çanta

Bilmezdim kabusları siyah beyaz

Memleketimin sabahları ayaz mı ayaz

Senin sırtında palto, benimse gocuk

Ön koltuğa oturamaz hiçbir çocuk

 

Birinci dönem bitmiş, karne günü

Bir ritüeldi seninle o gün

Servisçi Yakup almazdı beni

Bilirdi çünkü İsmail abisi götürecek

Karnemde pekiyi, “Aferin paşam”

“Bizim dondurmacıya gidelim mi akşam?”

 

Gözlerimde daima seni canlandırdım

Hatırladığım kadarıyla sen oldum

Sen öldün; ben, ben oldum

Aklıma yatmadı, yoruldum

 

Öksürüğünden tanırdık seni

Merdivenlerden çıkarken bastırırdı

Anam sofrayı kurar beklerdi

Kapı ziline içten içe oynardık

 

Şimdi sessiz sokağımız, Broadway’i de sattılar

Beş kuruş için gönlümüzü yıktılar

Karne günü artık yok, dört diploma aldım

Kalabalıkta bir başına yapayalnız kaldım

Temmuzoğlu

21 Haziran 2026, 02.44, Üsküdar

27 Kasım 2013 Çarşamba

Ölemem mi

Su asla hâin olamaz, hele ki denizler

Yutkunamadıklarım sallanıyor genizde

Bir kulaç mesâfesi; Asya'nın hazînesi

Fakat seni düşündükçe Marmara’m genişler

 

En işlek caddesinde bile yalnızım şehrin

Oysa senin atmosferinde çocukça şendim

Kayseri’m, bozkırlarında ay serin ve tolu

Buğulu göz bebeklerim hasretinle dolu

 

Kasvetli inlemeler yayılırken cesetten

Ben hâlâ yaşıyorum; buna rağmen pes etmem

Kendini tasfiye etmiş âdeta beş eklem:

Konuşamam sonu yok, uyuyorum boyuna...

 

Huyuna yâr, suyuna; doyamam ki doyamam

Dolanayım boynuna; saramam ki saramam

Sen orda yâr, ben burda; kalamam ki kalamam

Ayrılığın sonu var; ölemem mi, ölürüm!

 

Temmuzoğlu

27 Kasım 2013, Rumeli Hisarüstü